*Söyleşiyi bu linkten de okuyabilirsiniz: http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=23551

Toplumsal ve sistematik acıya karşı bir hareket: Beden Olumlama

Cumartesi, 15 Nisan 2017

 

Deneyim yazıları ve çevirileriyle “beden olumlama” üzerine çalışan Ezgi Kayış, bu kavramla tanışmasını ve hayatına katış hikayesini kaosGL.org’a anlattı.

 

 

“Beden olumlama” kavramı Türkiye’de kendini var etmeye başladı. Kısa bir süre önce Twitter’da başlayan “kıl-tüy” tartışmaları eskiye oranla daha beden olumlayan bir yerden kendini var etmişti. Peki bu nasıl oldu? Farkındalık kendiliğinden mi oluştu?

Bana kalırsa bu konuda yazmaya başlayan ve yalnız hissettirmeyen blogların etkisi çok büyük. Beden olumlamayle ilgili ilk okumamı “ezgiepifani” blogunda bir yazıyla yapmıştım. Bu okumanın ardından kendimi çok iyi hissettiğim, “politik doğrucu” bir beden savunusunun ötesinde aklımdaki soruları genişleterek rahatlattığını hissetmiştim. Daha sonra deneyimlerinin yanı sıra çevirileriyle Türkiye’de Beden Olumlama Hareketi’nin oluşmasına büyük katkı sağladığını düşündüğüm o kişiyi tanımak istedim: Ezgi Kayış.

Yaptığımız röportajda Ezgi, beden olumlama kavramıyla tanışmasını ve hayatına katmasını KaosGL.org’a anlattı, buyrun!

Ezgi, öncelikle tebrik ederim. Ben bloğunun benim gibi birçok insana ulaştığını ve iyi hissettirdiğini düşünüyorum. Ve senin hikayenin nasıl başladığını merak ediyorum: “Beden olumlama” kavramıyla nasıl tanıştın?

Öncelikle merhaba sevgili Gözde. Kaos GL ve sana çok teşekkürler ve sevgiler! Kısaca kişisel tarihimden bahsedecek olursam, bundan 4 yıl önce 21 yaşında bana Beden Algı Bozukluğu tanısı kondu. 1 sene boyunca evimdeki bütün aynaları gazeteyle kapladım, yansıtıcı her yüzeyden uzak durmak adına evden dışarı çıkmayı bıraktım ve vaktimi Google’da “aynaya bakmamak” üzerine aramalar yapmakla geçirmeye başladım. Bu aramalar sırasında da bu kavramla karşılaştım. “Body olumlama” kavramıyla karşılaştığımda tam olarak ne hissettiğimi hatırlamıyorum ama güçlü bir duygu hissetmiş olsam hatırlardım diye düşünüyorum. Büyük ihtimal asla iyileşmeyeceğime dair inancımın güçlü olduğu çok umutsuz bir anımda denk geldi bana beden olumlama kavramı. Son birkaç yılım hafızamda biraz bulanık o yüzden çok açık bir cevap veremediğim için üzgünüm. Ama son 2-3 yıldır bu hareketin sıkı bir takipçisi olduğumu söyleyebilirim. Aynaya bakmamak, çirkinlik-güzellik derken bu hareketle karşılaştım internette. Yani bu kavramla tanışmam zorunluluk üzerine oldu ve bana adım adım iyi geldiğini çok iyi biliyorum.

Peki bu kavramı hayatına katmaya nasıl başladın?

Beden olumlama kavramı ile karşılaştığım zaman ayrıca terapi görüyordum. Özdeğerim ve genelde bedenim özelde yüzüm hakkındaki fikirlerimin değişmesi gerektiğini biliyordum artık. Bu hareket ile Instagram üzerinde tanışıklığımı sürdürdüm, gittikçe daha çok body-positive sayfalar takip etmeye başladım. Uzun bir süre “ne yapılmaya çalışıldığına” dair bilgilenmeye çalıştım çünkü benim için bir bakıma ifşaydı bu. Oldukça radikal, cesaret etmesi imkansız bir şey gibi. Çünkü kendimi olduğu şekilde herkese görünür kılma fikri bana oldukça ütopik gelmişti. Toplumca ötekeleştirilen bedenler için özgür bir alan yaratılmaya çalışıldığını anlamam kendi bozukluğum sebebiyle de uzun sürdü. Mesela 2-3 yıldır ciddi takip ettiğim bir hareket olmasına rağmen, blogumda bu konu ile ilgili ilk çevirimi yayınlayalı 1 sene oldu ve daha henüz kendi Facebook ve Instagram sayfamda yayınladığım fotoğrafımda göbeğimi ve kalçamı kadraja aldım.

Düşünsel anlamda bu hareket üzerine okuma yapmak, çeviri yapmak bana çok faydası olan bir şey. Yani okuyorum, çeviriyorum, üzerine düşünüyorum ve pratiğime dökmeye çalışıyorum mesela aynanın önünde kısa zaman geçirmeye çalışıyorum, o gün ne giymeyi istiyorsam onu giyiyorum, bacağımda kıl/batık var mı bakmadan eteğimi, elbisemi giyip sokağa atlıyorum, sivilcelerimi yok etmek veya zayıflamak adına çabalara girmiyorum. Bu söylediklerim kulağa garip gelebilir ancak kendim hakkında karar veren konumunda olmanın verdiği his ve güç paha biçilemez.

Tüm bunları çok içimden gelerek, hareketi %100 sindirmiş bir şekilde yaptığım söylenemez. Çoğunlukla yaptığım; bu hareketin aktivistlerinden aldığım cesaretle “Fake it till you make it” (Önce taklit, sonra tahkik) tarzı bir protesto. Hâlâ her gün aynaya görüntüme dair şüpheyle baktığım anlar oluyor, nasıl olmasın ben değişmeye çalışıyorum ama toplum hala çoğunlukla aynı, yıllardır maruz kaldığımız her body-shaming’i hala görüyorum, duyuyorum, bazen ben yaşatıyorum başkalarına. İyi niyetli kötü niyetli elbet yorum yapma haddini buluyoruz kendimizde ya da kontrol dışı çıkıveriyor bir şeyler ağızdan sonrası pişmanlık ve hayal kırıklığı tabi. Bazen yenildiğim oluyor: bacağımı almasam da kolumu ya da bıyığımı alıyorum. Sonra şunu söylüyorum kendime: bu hareketin aktivisti olduğunu iddia eden bir kişi, görüntüsünü genel güzellik/estetik/beğeni standartlarına uydurmaya çalışmamalı. Sonuçta evet insanım, benim de daha güçlü olamadığım anlar oluyor ve çok büyük bir sistem ve pazara karşı mücadele veriyoruz ama bu yola çıktık bir kere ve beni kimse başladığım yere döndüremez.

 

 

Ben bu hareketi hayatıma kattıkça söylemlerim de görüntüm de değişmeye başladı. Çevremdeki insanlara görüntüleri üzerinden yaptığım yorumları azalttım, beraber yaptığımız konuşmalarda konunun görüntümüzü nasıl “iyileştirebileceğimize” gelmemesine dikkat ettim. O güvenli alanı kendi içimde ve çevremde inşa etmeye çalıştım yani.

Toplumsal ve sistematik bir acı çektirme söz konusu

Çevrene anlatmaya çalıştın mı bloğundan önce?

Tabi ki! Ama daha çok annemle 🙂 Çünkü beden algı bozukluğundan iyileşmem zaman aldı ve bu süreçte oldukça yalnızdım. Oldum olası pek “insancıl” değildim zaten ama önemli bir konu olduğunu biliyordum. Etrafımla konuşmaya başladıkça daha çok insana ulaşsın bu konu istedim ve blogda çeviri yapmaya karar verdim. İnsanlar benden duyunca pek ciddiye almayabiliyolardı ama bir blogda çeviri olarak yayınlanırsa ciddiye alacak insanların sayısının artacağını düşündüm. 🙂

Bloguna nasıl dönüşler alıyorsun?

Çevirilerim genelde sosyal medya hesaplarında paylaşılıyor, sözlü olarak çok fazla geri bildirim almıyorum ama olduğu zaman blogumdaki çevirilerin güçlendirici ve umut verici olduğu söyleniyor. Çocukların beden algısı ile ilgili ilk çevirimin çıktısını bir hocam küçük kızının kreşine götürmüş mesela. En çok geribildirim “Gaslighting” çevirime geldi. Gaslighing çevirimi Bianet de sağ olsun kendi sitelerinde yayınladı. Yoğurtçu Kadın Forumu’nda blogumdaki çeviriler sonrası Beden Olumlama Hareketi üzerine bir söyleşi yapmıştık. İnanılmaz hoş karşılandım, gözlerimiz dolu dolu çok samimi sohbetler yaptık. Kadınlar kendi bulundukları çevrelerde birtakım okumalar yaptıklarını ve bunların içinde benim çevirilerimin de olduğundan bahsettiler.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile Gaslighting kavramını Türkçeleştirme üzerine istişarede bulunmuştuk. Bir olumsuz eleştiri hatırlıyorum o da bir çevirimi yeterince “Türkçeleştirememem” üzerineydi, ben de buna daha fazla özen gösteriyorum artık. Bir de Psikoloji okumak için Kıbrıs’tayım şu an, burada Kıbrıs’ın ilk feminist milletvekili Doğuş Derya ile yazışma imkanımız olmuştu, bana Beden Olumlama Hareketi başlıklı blog yazımı okuyup çok beğendiğini ve dünyanın küçük olduğunu yazmıştı, bu da böyle güzel bir anımdır. 🙂

Senin için hayatında bu kavramla ilgili en çarpıcı anılardan birini paylaşır mısın bizimle?

Zevkle! Twitter’da ilk açtığım hesapta 2 yıl önce bir tweet serisi paylaştım. Sanırım kendi mahremimi ancak bu kadar detayıyla açabilirdim insanlara. Beden algı bozukluğunun bana yaşattıkları ile başladım ve bedenimize dair hem kendi tutumumuzu hem toplumun tutumunu değiştirmemiz gerektiği ile bitirdim. Oldukça cesaret verici bir flood olduğuna dair geri dönüşlerin ekran görüntüleri hala telefonumda duruyor. İnsanlar bu tweetlerimden sonra terapiye gitmeye cesaret ettiklerini, bu konuda araştırmaya başladıklarını, etrafındakilerle iletişime geçmeye çalıştıklarını yazdılar bana. Bu benim hayatımda bir dönüm noktasıydı.

Karşılıklı güzel bir şeyler söylediğimizin farkına varmıştım. Benim yaşadıklarım bir trajedi ile sona ermek zorunda değildi, buradan zamanla yerel çok güzel bir hareket geliştirebilirdik. Bir de bu tweet serisi fenomen “solcu abilerimiz” tarafından bile ciddiye alınmıştı, beni böyle birinin bir trole karşı koruduğunu ve çok şaşırdığımı hatırlıyorum çünkü ben “hay derdine senin” tarzı bir tepki beklerdim kendisinden. Bir mücadele verdiğimi görebilmişti herkes ve aslında hepimizin mücadele verdiğini ve acı çektiğini. Bu benim başıma gökten inen bir felaket değildi, toplumsal ve sistematik bir acı çektirme söz konusuydu. Bana acıyıp geçeceğini düşündüğüm insanlar kendi çapımda bir kahramanmışım gibi hissettirdiler. Ve ilk defa “çok güzelsin” yerine “çok cesursun”u duymak bu kadar iyi hisettirmişti. Herkese burdan tekrar teşekkürler!

Hepimiz bedenlerimize dair hissettiğimiz acıyı anlamlı bir harekete dönüştürebileceğimizin farkına varmalıyız!

Türkiye’de çok yeni olan beden olumlama hareketini nasıl buluyorsun?

“Çok güzel hareketler bunlar!” diyesim geliyor. Tabi ki çok iyi buluyorum. Emeği geçen herkese de buradan teşekkür ediyorum. Umarım her geçen gün daha da yayılma fırsatı bulurlar.

 

 

Sence bu hareketi büyütmek zor mu yoksa zaten belli bir kitle alt yapısına sahip miyiz?

Çok güzel bir soru! Yoğurtçu Kadın Forumu’nda yaptığımız söyleşide biraz bu konuya değindiğimizi hatırlıyorum. Bence Beden Olumlama aktivistleri sayısı sandığımızdan çok daha fazla. İlla birinin çıkıp ne yaptığını kelimesi kelimesine duyurması gerekmiyor aktivist olabilmek için. Ama feminist camiada bu konuya daha fazla alan açmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bence, eğer feminist olduğumuzu iddia ediyorsak tüm iktidar ilişkilerini görünür kılmamız gerek. Ben bu konuda konuşmaya başladım mı çok ilgi görüyorum çünkü daha önce pek üstünde durulmamış bir şey onlara göre. Herkes kadınların üzerinde yürütülen beden politikalarından haberdar ama bu politikalar sadece kürtajdan ibaret değil.

Aramızda çok acı çektirilen ama acısının meşru olduğunu düşünmeyen, insanlar daha kötü şeyler yaşadığı için şımarıklık olacağını düşünüp derdini dile getirmekten kaçınan sürüsüyle insan var biliyorum çünkü bunu özgüvensizlik deyip geçilebilecek bireysel bir meseleymiş gibi görüyoruz. Bakın mesela beden algı bozukluğu bile hem nörolojik hem kültürel nedenlerle açıklanıyor! Akademik camiada medyanın beden algısına etkisi üzerine bilimsel araştırmalar yapılıyor, makaleler yazılıyor. Aslında bedenimizi sevmemek için bir bozukluğumuz olmasına da gerek yok, ki sevsek egoist/narsist diye damgalanıyoruz. Gayet kendi bedenini kabul etmiş veya ondan memnun insanlara söylediklerimizi bir düşünelim! Biz izin veriyor muyuz ki hadsiz yorumlarımızla? İyi niyet bir yere kadar, önemli olan söylemlerimizin o insanın hayatında doğurduğu sonuçlar ve bizim bu konuda sorumluluk almamızın vakti geldi de geçiyor.

Bedenimiz, özellikle kadın bedeni politik bir alan, kişiselliği veya bağımsızlığından bahsedemiyoruz. Makyaj yapmayan birine “hasta mısın, çok kötü görünüyorsun” demek bile o insana neler hissettirebilir/düşündürebilir bunu öngörebilmemiz lazım artık. İşte bu kilo-sağlık, kıl-hijyen, güzellik-çirkinlik-değerlilik, moda-kozmetik-kapitalizm, beden dismorfisi-estetik ilişkilerini geniş çaplı ve toplu bir şekilde konuşmalıyız artık. Hepimiz bedenlerimize dair hissettiğimiz acıyı anlamlı bir harekete dönüştürebileceğimizin farkına varmalıyız bence.

Ben beden olumlama ile ilgili 2-3 senedir kendi sosyal medya hesaplarımdan bir şeyler paylaşıyordum zaten ama son zamanlarda sayısı gittikçe artan bir şekilde özgürleştirici paylaşımlar görüyorum, beden olumlama hareketi de kuruldu artık, bence bu sadece başlangıç, daha da çoğalacak. Yani şu “siz şişmanlığı/sağlıksızlığı, pisliği, medeniyetsizliği teşvik ediyorsunuz”lar ya azalarak bitecek ya da alacakları tepkinin büyüklüğünden korkarak gıklarını çıkaramayacaklar. Kulağa çok güzel gelmiyor mu? Kim bedenini kabul etmek, onunla barışık olmak istemez? Kim bedenini sevmek istemez? Yani kim istediğini olup, istediğini giyip, istediği mesleği yapmak istemez en nihayetinde? Ve neden bunları yapamayalım ki? Yeterince acı çekmedik mi?

Kıl bir tek kadın bedeninde hijyenik değil nedense

Beden olumlama neden sadece kadınlar tarafından sahipleniyormuş gibi duruyor?

Çünkü Beden Olumlama Hareketi var olma ve var etme üzerine ve buna en fazla ihtiyaç duyan grup kadınlar. Beden olumlama aktivistleri “tek tip görünmelisin”cilere karşı ve en çok kadına tek bir görünüm yakıştırılıyor. 5 yaşında göbeklerini içine çekme ihtiyacı duyan kız çocuklarından bahsediyoruz. Bir düşünsenize, deyişlerimize bile sinmiş “erkeğin çirkini yoktur” diye… Kıl mesela; bir tek kadın bedeninde hijyenik değil nedense. Ve şişman kadın… Asla arzu edilemez, kendini öldürmeye çalışan, gözlerden ırak olmalı bir nesne sadece. Tabi bu söylediklerim demek değil ki bu hareket sadece kadınlar için. Feminizmde de Beden Olumlama Hareketi’nde de benim için önemli olan kapsayıcı bir hareket olması. Bu iki harekette de bir bedenin diğerine üstünlüğü kabul edilemez. Buna her beden boyutu, tipi, şekli ve kimliği dahil. Bu hareket herkes için, en azından ideal beden olumlama hareketi öyle. İdeal beden olumlama hareketinde şişman, kıllı, engelli, yaralı, lekeli, çatlaklı, siyah, kahverengi, virtigolu, sarı, beyaz, kadın, erkek, non-binary (ikili cinsiyet -kadın ve erkek- sistemine uymayan), LGBTİ+ herkese yer var.

 

 

Ancak Beden Olumlama Hareketi genelde “bedenini sev” mottosuyla hareket ettiği için belki de bu hareketi herkesin sahiplenebilmesinden önce buyurgan tonunu biraz yumuşatıp bedenine nötr yaklaşabilmeyi teklif etmemiz gerekebilir, belki hareketin herkesçe sahiplenilmesine buradan başlayabiliriz. Bu konuyu da şu çevirimden okuyabilirsiniz.  

Şöyle bir şey var ki, en acı verici yer olsa bile insana tanıdık olan, aşina olduğu yer daha belirsizlikten uzak ve daha az kaygı verici. Kendimize acımak, bedenimizden nefret etmek, onu sürekli “iyileştirmeye”, dönüştürmeye çalışmak; bizim onu kabul etmekten ya da sevmekten daha çok bildiğimiz bir şey. Bunun tersi büyük bir cesaretle mücadeleye atılmayı gerektiriyor. Bu – kişiye göre değişir tabi – zaman ve çaba gerektiren bir şey. Ben bu hareketin yayılacağına eminim ama bazı şeylerin bir gecede değişmesini beklemek hem gerçekçi değil hem de hepimize haksızlık olur. O yüzden ben umutlu olmaktan ve bekleyip görmekten yanayım.

 

 

72127_177197305769456_107790195_n
2013’te, 1 sene sonra yüzüme bakabildiğim ilk gün çekildi.

 

Reklamlar