*Duncan Lindsay’nin 22 Şubat 2017 tarihli ve http://metro.co.uk/2017/02/22/be-patient-with-that-friend-who-always-cancels-they-might-have-social-anxiety-6463202/ linkli yazısını çevirdim.

 

untitled.png

 

Hepimizin birlikte yaptığımız planları bir türlü hayata geçiremeyen bir arkadaşı vardır. Her davetiyeyi kabul eder, katılmak konusunda heveslidir ama sonra tam son dakikada bahanesi kapınızda biter. Ya çocuklardan biri hastadır ya aileleri ziyarete gelmiştir ya mesaiye kalmaları gerekmiştir ya da eski klasik bahanelerden “ailevi meseleler” söz konusudur.

Ben işte o arkadaşım ve çılgına çevirdiğim tüm insanların pislik olmadığımı ve arkadaşlıklarını cepte görmediğimi bilmelerini istiyorum.

Bazen – aslında çoğu zaman – sosyal durumları içine girmek için fazla göz korkutucu buluyorum. Partilere gitmek, meslektaşlarımla bir şeyler içmek, arkadaşlarımla yemeğe çıkmak veya konserlere, tiyatrolara ve diğer eğlenceli şeylere katılmak istemiyor değilim. Kağıt üstünde kulağa çok eğlenceli geliyor, daha önce katıldığım ortamlarda çok eğlenmiş olduğumu da bildiğimden davetleri kabul ediyorum.

 

 

untitled.png
Dışarı çıkma fikri ne kadar bunaltıcı gelse bile.

  

 

Ve herhangi bir daveti kabul ettiğimde, niyetim tamamen davete icabet etmek oluyor. Bir yanım daveti kabul ediyor çünkü hiçbir şeye katılmayan arkadaş ya da meslektaş olarak damgalanmak istemiyorum. Ama diğer yanım kulağa çok güzel geldiği konusunda son derece samimi.

Zaman geçip etkinlik günü yaklaştıkça, hevesimin yerini anksiyete alıyor ve korku ve endişe ile doluyorum.

Anksiyete düşüncelerle oynamayı çok seviyor ve birdenbire, herkesi görmeyi ne çok istediğim ve varlıklarından alacağım keyif düşündüğüm son şey oluyor.

Sonra işi diğer düşünceler devralıyor: “İnsanlar sadece kibar olmak için beni davet ettiler”, “Orda olmamı gerçekten isteyen biri var mı ki?” gibi..

Tuhaf sessizlikler ve utandırıcı havadan sudan konuşmalar hakkındaki endişelerim beynimi ele geçiriyor ve görüntüm, ne giyeceğim, fotoğraflarda nasıl çıkacağım, ne yiyip ne içmeyi seçtiğim üzerinden yargılanıp yargılanmayacağım gibi şeyler bile, tüm bunların hepsinin ne kadar kötü bir fikir olduğunu düşündürüyor.

Tüm bu endişeleri yenip plana uyduğum durumlar da oluyor. Ve genellikle, birkaç istisna dışında, gayet düzgün bir gece geçiriyorum. Ama anksiyete mantık dinlemiyor ve insanlarla buluşmam gereken vakitten saatler önce kendimi panik atağın eşiğinde buluyorum.

 

 

untitled.png
Planları iptal etmek de beraberinde kendi sorunlarını getiriyor.

 

 

İptal etmek kolay yol oluyor böylece. Ama o da kendi problemlerini getiriyor beraberinde. İnsanları hayal kırıklığına uğratmanın verdiği suçluluk duygusu içimi sarıyor. Ve insanların beni ya sıkıcı – tamam, biraz öyleyim – ya da direk kaba bulacakları endişesi ile doluyor içim. Bazen hayatı kaçırdığım korkusu bile oluyor.

Kedimin hasta olduğu bahanesinin tamamen zırva olduğunu biliyorum – arkadaşlarım da biliyor. Ama benim bilip arkadaşlarımın pek de bilmediği şey; planlara katılmamanın nedeni sadece, anksiyetemin buna izin vermemesine dayanıyor.

Ve arkadaşlar, bu tür mücadeleleri olanlara sinirleniyor, bu da dışarı çıkma korkusuna bir katman daha ekliyor ve bir dahaki sefere cesur davranmak daha az olası oluyor.

Tabiki arkadaşlar gerçek sebebi nadiren bilecekler ama sosyal bir araya gelmelere düzenli olarak katılmayan bir arkadaşları varsa, burada bir mesele olabileceğini ve biraz sabır ve anlayışın çok yararlı olabileceğini akılda tutmalarına değer.

Ben rahat olduğum durumlarda, dışarıya özgüvenli ve dışadönük gelebilen biriyim. Anksiyete 7/24 yanı başımda olan bir şey değil, bazen hiçbir uyarı vermeden ortaya çıkabilir bazense sizi gayet rahat bırakabilir.

 

 

untitled.png
Anksiyete hiçbir uyarı vermeden kendini gösterebilir.

 

En büyük korkusu habersiz kapı zilinin çalması olan, bilinmeyen bir numara aradığında telefonunu miksere atmak isteyen, sosyal medyada olumsuz bir yorum sonrası günlerce odasına çekilen biri olarak, sosyal durumlar benim için büyük bir mücadeleye dönüşebiliyor.

Etkinliğe nazaran neredeyse her zaman daha kötü olan, her şeyi kafamda büyütmem oluyor. Hayatımdaki insanları ve onlarla vakit geçirmeyi seviyorum; mesele benim kendimden şüphe etmem ve kötü bir izlenim bırakacağıma dair korkum.

Basitçe söylemek gerekirse, gelemeyeceğimi söylemek en kolay yol ve çoğunlukla inanılmaz bir rahatlama sağlıyor. Her defasında güvenli balonumda kalabileceğimi bilmek, oldukça cezbedici bir düşünce ama arzum böyle bir insan olmak değil o yüzden davetleri kabul etmeye devam edeceğim ve gerçekten gitmeye çabalayacağım.

Parti veya gece etkinliklerine katılma konusunda sosyal anksiyetesi olduğunu düşündüğünüz arkadaşlarınız için, onlara destek olma adına yapabileceğiniz bazı şeyler var.

 

 

untitled.png
Amacımız sıkıcı veya kaba olmak değil, bazen hiçbir şeyin faydası olmuyor işte..

 

 

Anahtar, sabırlı olmak. Bir cevap almak için baskı yapmamanın ve bahane olarak gözüken nedenleri eleştirip kuşkuyla bakmamanın da her zaman faydası olur.

Ek olarak, yapılan etkinliklere hiç katılmayan insanları davet etmeyi bırakmak daha kibarca görünebilir çünkü onları gitmek istemedikleri yerlere çağırarak taciz ettiğinizi düşünebilirsiniz ancak birini bir gruptan bu şekilde dışlamak işleri daha kötüye çevirebilir çünkü en başta planlara katılmamalarının sebebi olan kaygılarını sağlamlaştırmış olursunuz.

Bir arkadaşınızın tam son dakikada gelemeyeceğini bildirmesi sinir bozucudur evet, ama size katılamamasının nedeni sosyal anksiyete ise onun kendisini sizden daha kötü hissettiğinden emin olabilirsiniz.

 

 

Reklamlar